Home » Oyunlar » İnceledim: Far Cry 3

İnceledim: Far Cry 3

Birçok oyun severin en sevdiği tür sanırım Açık Dünya oyunlarıdır. Özellikle aksiyonda GTA ve rol yapma türünde Elder Scrolls’tan sonra standartlar baya yükselmiş durumda. Ubisoft’un açık dünya denemesi Far Cry 2 FPS türü için iyi güzel hoştu ama o koca çöl için görevler biraz fazla boş, fazla yavandı. Aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorduk yan görevlerde, ana görev deseniz yan görevlerden neredeyse daha sıkıcıydı. Far Cry 3 halefinin tüm eksiklerini giderip üzerine kat be kat ekleyerek son yılların en güzel FPS’si olarak ellerimizin arasında duruyor arkadaşlar.

 

Far Cry 3
Cazibesine dayanabilen çok az kişi var.

 

Aaa bir deli gördüm sanki

Çıkmadan önce oyun tarihinin belki de en arıza karakterlerinden biri olan Vaas adlı psikolojik deliyi bol bol videolara taşımıştı. Oyun, Vaas’ın o çakmak çakmak gözlerine bakışımızla açılıyor desek yeridir. Beş arkadaş olarak Rook adlı korsanlarla dolu bir adaya artık ne akla hizmet SkyDiving yapmaya gitmişiz bilmiyorum ama bir şekilde korsan ele başısı Vaas’ın ellerine düşüyoruz ve Vaas da bu fırsatı kaçırmayıp biz zengin züppelerini fidye için kullanmaya kalkışıyor. Esir halimizden kurtuluşumuz, kafesten kaçışımızla oyun başlıyor ama ne başlama. Vaas o derece arıza, çatlak, terelelli bir insan ki bizi yakalama şansı varken “sana on saniye veriyorum kaçtın kaçtın, kaçamadın gerisini sen düşün” diyor ve kovalamaca başlıyor. Arkamızdan “RUN FOREST RUN” diye bağırdığını da söyleyerek Vaas’ın deliliğini ve altında yatan sebepleri keşfetmeyi size bırakıyorum.

 

Öncelikle değinmek istediğim ana karakterimizin “inandırıcılığı”. Jason Brody’nin oyunun başında adam öldürmek gibi bir niyeti yok. Bırakın adam öldürmeyi, kötü adamlardan gizli gizli kaçma fikri bile adamın sesinin titremesine neden oluyor. Ama içinde bulunduğumuz ormanın ana kuralının, sağ kalmanın tek yolunun “öldürmek” olduğunu yavaş yavaş fark etmek ve tatbik etmek zorunda kacağını anlıyor. Her ne kadar yavaş yavaş öldürmeye alışsa da yaşadığı farklı durumlarda yine ilk cinayetinde yaşadığı heyecan patlamalarını yaşayabiliyor. Yine de Far Cry 3 boyunca Jason Brody’nin standart bir üniversite öğrencisinden nasıl rahat bir şekilde tetik düşürebilen bir karaktere dönüştüğünü hayretle izleyeceksiniz. Bu arada nihayet birileri FPS karakterimizi seslendirmeyi düşünmüş. Jason Brody diğer FPS karakterleri gibi sessiz mal malak durmak yerine bulunduğu durumlara gayet gerçekçi tepkiler vererek bu inandırıcılığı pekiştiriyor.

 

Far Cry 3
Esrarın etkisinde kaldığınız bölümlerde yaratıcılık garantisi veriyorum.

 

Serüvenimiz boyunca karşılaşacağımız tek karakter Vaas değil tabii ki, hepsi birbirinden uç noktada, hepsi belli bir karaktere ve benliğe sahip onlarca karakterle karşılaşacağız. Kimi bize yan görevlerde yol gösterecek, kimi ise ana görevde mihenk taşı rolünü üstlenecek. Kısacası Far Cry 3 size uzun yıllar adını unutamayacağınız karakterleri belletme konusunda maharetini tüm gerçekliğiyle yaşatacak. Bu karakterlerin gerçekliğiyle birlikte hikayesini de “açık bir dünyada adam akıllı hikaye anlatamazsınız” diyenlerin kafasına kafasına vurarak öyle güzel iniş çıkışlarla anlatıyor ki son dönem incelediğim FPS’lerden sonra bu derece güzel ve tempolu bir hikaye oynamak çok hoşuma gitti.

 

Dedik ya ana karakterimiz gerçek bir çömez, bir şehir çocuğu ve bir şekilde bu koca adaya ayak uydurmak zorunda. Bir yandan Vaas’ın elinde bulunan arkadaşlarımızı, küçük kardeşimizi ve sevgilimizi kurtarma yolları ararken, bir yandan da sizi kahramanları ilan etmiş Rook adası halkının devrimci hareketlerinde yardımcı olmanız gerekiyor. Bu zor görevinize başlamadan önce neredeyse bir saat süren bir hazırlık sürecine alıyor sizi oyun. Öncelikle Crafting sistemizden bahsediyor; rol yapma oyunlarında olduğu gibi bir üretim sistemi getirilmiş. Kendi serumlarımızı sağdan soldan topladığımız bitkilerle geliştirebiliyoruz. Bu serumlar sağlığınızı yenileme, avlanırken sizi görünmez yapma, düşmanlarınızın yerini daha iyi saptama gibi farklı özelliklere sahip.

 

Farklı renklerdeki bitkilerle çok değişik ve çeşitli serumlar yapabiliyorsunuz. Serumların yanında bir de kendi eşya çantalarınızı, ok sadaklarınızı, cüzdanınızı yenilemek ve daha çok yer sağlayacak olan tabakçılık da mevcut. Valla billa dalga geçmiyorum, bildiğiniz hayvanları öldürüp (kimileri avlıyoruz desek de) üzerlerinden birer parça deri kesip eşyalarımızı geliştiriyoruz. Mundar oluyor o güzelim hayvanlar. Neyse, böylece kısıtlı olan depolama alanımızı geliştiriyor ve sağdan soldan daha çok para toplayabiliyoruz. Bu bir saatlik hazırlıkta aynı zamanda sağda solda yer alan kutuları nasıl araklamamız gerektiğini de öğreniyoruz ve artık oyuna hazırız. Karşınızda kocaman bir Rook adası, tepilecek onlarca kilometre yol, öldürülecek binbir çeşit hayvan, yapılacak onlarca dövme, kellesi alınacak korsanlar, bulunacak 120 adet hafıza kartı (hepsini bulursanız adanın ikinci dünya savaşı tarihini açığa çıkarabilirsiniz) ve yüzlerce tarihi eser var. Büyük bir maceraya hazırsınız artık.

 

Far Cry 3
Her FPS oyununun klişesi oldu artık bu. Arkanızdan kovalayanları el bombasıyla hava uçuralım.

 

Açık Dünya’da Serbest Düşüş

Far Cry 3’te bu detaylı eğitim bölümünden sonra dilediğinizi yapma serbestisiyle adaya bırakılıyorsunuz. Ana senaryoya mı devam etmek istiyorsunuz? Buyrun isterseniz hiçbir yan görev yapmadan oyununun sonuna kadar gidebilirsiniz. Ben hikaye falan istemiyorum adada tura çıkacağım, araba süreceğim, korsan avlayıp denize açılacağım, batık gemileri yağmalayacağım mı diyorsunuz? Hiç sorun değil hayvan avlayıp post satma, köylülere işkence yapan elebaşlarını bıçakla öldürme, belirli yerlerdeki hazineleri ele geçirme gibi yan görevlere takılabilirsiniz. Yalnız ne yaparsanız yapın oyun sizi kesinlikle bir şeyleri yapmanız için zorlamıyor.

 

Far Cry 3
Kartpostal gibi kare buna derim işte!

 

Fakat oyunun asıl tadı size verilen tüm bu serbestlik içindeki görevleri eğer belli bir bütün içinde yaparak giderseniz daha iyi çıkıyor. Tam bu esnada oyunun karakter gelişimi kendini göstermeye başlıyor. Karakterimiz tamamladığı her türlü görev, öldürdüğü adam sayısı, nasıl öldürdüğü, kafadan mı vurdu, arkadan böğrüne pala mı soktu gibi durumlar dahilinde deneyim puanı kazanıp seviye atlıyor. Her seviyede birer yetenek puanı alıyor ve bunları üç kategori altında onlarca yeteneğe dağıtıyoruz. Sahiden başlangıçta nasıl uysal ve ürkek bir karaktersek, kazandığımız yeteneklerle birlikte gittikçe gözü pek, gözü kara bir cengaver oluyoruz ve her yeteneğimiz vücudumuza bir dövme olarak işleniyor. Dövmelerimiz çoğaldıkça başlarda bıçak tutmakta dahi korkunç bir taraf bulan Jason adlı ana karakterimiz, artık çatılardan iki kişinin üzerine atlamak, bilmem kaç metreden bıçak fırlatmak, ardı ardına gizli öldürme komboları yapmak gibi normal bir kahramandan dahi beklenmeyecek derecede vahşi yeteneklere bürünüyor. Bu dövme işini görünce Planescape: Torment günleri aklıma geldi, hey gidi hey.

 

Oyunun oynanış detaylarına daha fazla girivermeden Far Cry 3’ün neden bu kadar yüksek notlar aldığını açıklamak istiyorum size. Far Cry’da müthiş bir rastgelelik hakim. Düşmanlarınızı öldürmek konusunda tamamen serbestsiniz. Üssün birinde kafeste duran kocaman bir ayı var, serbest bırakın gitsin, siz mi düşüneceksiniz ne olacağını, koca oğlan göstersin hamamda karılar nasıl bayılırmış. Yanabilecek çok şey mi var ortalıkta, patlatın bir molotof, tıpkı Far Cry 2’deki gibi yayılsın gitsin ateş. Kimseye görünmek istemiyor musunuz? Adeta bir Ajan 47, bir Sam Fisher olun, gizlice öldürün tüm düşmanları, saklayın cesetlerini. Hadi bunlar kısmen planlı diyelim, bir de tamamen rastgele olan şeyler var. Arkamdan kovalayanlardan kaçmak için nehre daldığımda kendimi bir anda bir timsahla savaşırken buldum, yok artık derken bir başka yerde pusuya yatmış üç korsanın iyice menzilime girmelerini bekliyordum. Sonra bu üç zavallı korsan o anda orada avlanmakta olan kaplanların saldırısına uğradılar ve benim hiçbir şey yapmama gerek kalmadı. Yolun ortasında çatıştığım düşmanlarımı o an tamamen rasgele olarak oradan geçmekte olan müttefiklerimin ezivermesinden hiç bahsetmeyeyim bile ve bunun gibi muhtemelen daha benim görmediğim nice tesadüfi olaylar Far Cry 3’te mevcut. İşte oyunun en büyük kozu size sürekli gerçekliği ve sizin haricinizde dışarıda yaşayan bir dünya olduğunu hissettirmesi. Bravo Far Cry 3’ün yapımcı ekibine.

 

Far Cry 3
Oğlum ben size burda top oynanmayacak demedim mi. Sokayım mı bıçağı, ha?

 

Bana deliliğin resmini çizebilir misin Vaas?

Koca bir haritadayız demiştik. Gerçekten de Rook adası çok ama çok büyük ve hiçbir yeri birbirine benzemiyor diyebilirim. Başlangıçta o koca haritanın çoğu yeri size kapalı. Vaas efendi adada bulunan 18 radyo vericisine sinyal bozucular iliştirmiş. Bizim buradaki amacımız bu yüksek kulelere tırmanarak sinyal bozucuları söküp vericileri tekrar işlevsel hale getirmek. Tabi paldır küldür tek merdivenle çıkamıyorsunuz kulenin tepesine, her kulenin çıkış sistemi bir öncekinden farklı. Ubisoft Assassin’s Creed serisindeki şehri analiz ederek önemli noktaları belirleme olayını bu verici sistemine yedirmiş. Bir kulenin sinyal bozucusunu iptal ettiğiniz zaman o kulenin etrafındaki önemli noktalar size tek tek gösteriliyor. Bunun yanında radarınızda ve haritanızda da önemli noktalar, yerleşim birimleri, korsan yerleşkeleri, av bölgeleri, challenge denilen yetenek testleri, hepsi tek tek işaretleniyor. Kuleden inmede tıpkı Leap of Faith yaparmış gibi ama bu sefer tellerden komando misali salınarak iniyoruz.

 

Far Cry 3
Şu güzel manzaraya karşı silah doğrultmak…

 

Kuleleri etkinleştirdikçe o bölgeye ait bir dizi yan görev açılıyor. Bu yan görevler çoğunlukla birini belli bir silahla öldürmek, bir hayvan türünü yine belirlenen silahla avlamak, jip, jet ski, ATV yarışları, keskin nişancı testleri, bıçak fırlatma yarışması gibi ana görevinizle pek de alakalı olmayan görevler ama anlam veremediğim kadar eğlenceli. Bunun yanında kulelerle birlikte satın alabileceğiniz silahları size yerel esnaf bedava olarak vermeye başlıyor. Silahlar demişken en hafifinden en ağırına kadar kullanabileceğiniz bir dizi mühimmat mevcut. Bu silahları sağdan soldan topladığımız paralarla geliştirebiliyoruz da; tüccarlara sattığımız ganimetlerle ve tamamladığımız yan görevlerle de para kazanabiliyoruz. Açıkçası para konusunda sıkıntım pek olmadı, çünkü zaten bir zaman sonra bedava alabiliyorsunuz.

 

Her bölgede korsanların kendilerine üs edindiği merkezler var. Bu merkezleri saf dışı bırakıp, kendi safınıza çekmediğiniz sürece o bölgede gezerken yoğunlukla jiple gezen korsanlarla karşılaşıyorsunuz. Genelde üzerinize sürüyor, bir kenara devriliyor keratalar ama yine de tam gazınızı almış gidiyorken karşınıza çıkmaları sinir bozuyor. Allah’tan Far Cry 2’deki gibi ele geçirdiğiniz üsleri tekrardan kaybetmiyorsunuz da geri dönüp uğraşmak durumunda kalmıyorsunuz. Yine üsleri ele geçirdikçe daha çok görev ve daha çok ulaşım noktası size açılıyor. Far Cry 2’deki transit geçişlerin azlığından olsa gerek bu oyunda haritada belli başlı noktalara dilediğiniz zaman çift tıklayarak gidebileceğiniz hızlı geçiş noktaları konulmuş.

 

Far Cry 3
Vericileri ihmal etmeyin. Hayat kurtarıyorlar gerçekten.

 

Görsel bakımdan çok gelişmemiş eleştirileri hakim piyasaya ama ben pek katılmıyorum bu duruma çünkü aldığım ekran görüntülerine de bakacak olursanız karakter tasarımlarından tutun, adanın muhteşem ekosistemi olsun herşey etkileyici. Günbatımları, gün doğumları, gece gündüzün dinamik olarak değişmesi, yağmurun bir anda bastırması gibi durumlar gerçek anlamda vuruyor insanı. Özellikle kartpostal tadında görüntüler yakalayacağınızı garanti edebilirim. Sesler ise muazzam, çevresel sesleri bir kenara bırakıyorum onlar artık adanın bir parçası ama karakter seslendirmeleri çok ama çok güzel. Öyle güzel bir çalışma yapmışlar ki karakterleri aslında gerçekliğe yaklaştıran, her birinin üzerinde ayrı bir inceleme gerektiren bu güzide seslendirmeler için yine alkışlar yapım ekibine. Zaten senaryodaki karakterlerin hepsi için uzun uzadıya inceleme yapılabilir, o kadar güzel ve detaylı her biri.

 

Sonuç olarak tek kişilik senaryo Far Cry 3’te açık dünyası ve müthiş sunumuyla birlikte uzun yıllardır işlenilmediği kadar güzel işlenmiş, harika bir şekilde oyuna yedirilmiş. Zaten oyunun asıl kozu tek kişilik senaryoda ve bugüne kadar aldığı notların büyük kısmını elindeki sağlam tek kişilik senaryodan ve içindeki detaylardan alıyor. Daha yazmadığım ve yazıp da yazının uzunluğunun başını alıp gitmesinden dolayı çıkardığım o kadar çok şey var ki… Tek kişilik oyun bu kadar iyiyken bakalım çoklu oyun nasıl olmuş?

 

Çoklu oyuncu kısmını Call of Duty’den araklayın dediler, bizim suçumuz yok valla

Biliyorum böyle bir söylev yok ama her şey Call of Duty’nin çok oyunculu sistemine o kadar benzetilmiş ki insan bu şekilde düşünmeden edemiyor. Bir kere sınıf sistemi, silahların siz deneyim kazandıkça açılması, seviyelerle birlikte gelen Perk sistemi COD’un çalışan sisteminden aynen araklanmış. Kötü olmamış tabii ki.

 

Domination, Team Deathmatch gibi klasik oyun tarzlarımızın yanında benim çok hoşuma giden Transmission ve FireStorm var. Bu oyun modları çoğunlukla bireyselden çok takım oyununa dayandığından benim daha çok hoşuma gitti. Transmission’da haritanın belli yerlerinde kurulu olan propaganda gereçlerini iptal etmeye çalışırken, Firestorm’da işler biraz daha değişik işliyor. Her iki takımın da ikişer varil haznesi var. Karşılıklı olarak bu varilleri ateşe vermeye çalışıyor takımlar. Variller ateşlendikten sonra ortada bulunan radyo vericisini ele geçirmeye çalışıyoruz.

 

Çok oyunculu diğer FPS’lerden çok da değişik değil aslında ama kendi çapında açılacak onlarca şeyle birlikte eğlenceli. Hatta kaybeden takımın nasıl muamele göreceğine dair karar verdiğimiz anlar çok iyi olmuş. Dilerseniz rakibin birincisini herkesin önünde ağız burun dövebilir, ya da birkaç yudum suyu hakkettiğini söyleyerek rahatlatabilirsiniz. Bunun dışında bol bol koşarak atlayarak adam vuracağınızdan emin olabilirsiniz. Bu arada Far Cry 3’teki Kill Cam’de şimdiye kadar gördüklerimin arasındaki en orjinali. Rakibinizin ve sizin bir eskizinizi çıkarıp sizi öldüren kurşunların nereden nasıl ateşlendiğini, hangi açıyla size geldiğini gösteren üç boyutlu bir görüntüyle sizi başbaşa bırakıyor. Ta ki geri sayım bitene ya da takım arkadaşlarınızdan biri gelip sizi kaldırana kadar.

 

Far Cry 3
Yağmur… Ne güzel yağıyor… Dırım dırırım dırı dırırırm.

 

Yok mu peki bu oyunun eksileri. Öncelikle şu optimizasyon olayından bir bahsedelim. Gerçi son çıkan yamayla oyun 60 FPS’de olsa dahi LAG sorununu çözdüler ama bunun yanında o kadar çok çökme, grafik hataları ve donma sorunuyla karşılaştı ki oyuncular çoğu kişi çoktan illallah demiş durumda. Ayrıca bu hayvan öldürme meselesi benim pek hoşuma gitmedi. Keşke çok daha farklı bir şekilde geliştirme yapabilme imkanı verselermiş. Durduk yere kendimize iki parça cüzdan çanta yapacağız diye koca koca hayvanları kesip bırakıyoruz. Şimdi kimse bana içgüdüsel o, biz gerçek bir avcıyız savunmasıyla gelmesin lütfen. Neyse tek kişilik senaryo o kadar güzel ki başka da kulp bulamıyorum şu an için.

 

Gelelim çok oyunculu moda. Şu çoklu oyunculuk işini bu aralar en iyi Battlefield yapıyor sanırım. Far Cry’da COD’un izinden gidip dedicated server olayına hiç dokunmuyor bile. Tüm serverlar Uplay’e özel. Aferin gerçekten iyi halt etmişsiniz. Dakikalarca bir lobide diğer oyuncuların keyfini bekliyor, tam oyuna girecekken bir kişinin eksilmesi yüzünden yine dakikalarca beklemeye devam ediyorsunuz Ping sorunu da cabası. Hangi akla hizmet böyle kararlar alıyorlar bilmiyorum ama ne yazık ki benim pek de hoşuma gitmedi.

 

Bir de Co-Op özelliğimiz var. Co-Op’u Left 4 Dead gibi düşünebiliriz. Açık bir dünya yerine dört kişi belirli çizgiler dahilinde bize ihanet eden kaptanın peşine düşüyoruz. Çok farklı olmasa da dört arkadaşınızla birlikte eğlenceli olacağı kesin.

 

Genel olarak özetlemek gerekirse Far Cry 3 çoğunlukla tek kişilik senaryoya odaklanmış bir oyun. O koca haritada her görevi yapmaya kalkışsanız en az 40 saatinizi harcayacağınızı garanti ederim. Çok oyunculu kısımın da üzerinde biraz uğraşsalar çok daha iyi olabilecekken şu an için standardın çok üzerinde değil ama yine de sevenleri için uzun süre oyalayacağı kesin. Zamanınızın her saniyesine değecek, hadi bir görev daha hadi şu dağı da aşayım burayı da özgürleştireceğim diye diye saatlerin nasıl geçtiğini anlayamayacağınız, sınırsız bir açık dünya deneyimi için Far Cry 3’ü kaçırmayın.

 

Hakkında Emre

Galatasaraylı Bir Michael Jackson Hayranı... 1996 yılında kasa montajı ile başladığı bilgisayar serüveni onu sırasıyla notebook tamiratı, web sitesi tasarım ve yönetimi, editörlük ve danışmanlık hizmetlerine kadar getirdi, hala kıramadığı firmalarla site çalışmalarına devam etmesine karşın, sosyal medya üzerine odaklı.
error: