Halkın sesi Gazetesinin 2 Temmuz Sivas Katliam’ı için hazırladığı yazıyı paylaşmak istedim..Bugün bir çoğumuz o dönemleri bilmesekte sanırsam okuyarak durumu anlayabiliriz..
35 İnsanımızın Madımak Otelinde katledilişini unutmamak gerekir diye düşündüm..Bugün her insanın dini düşüncesine,siyasi düşüncesine saygıda kusur etmeyen biz Türk milletinin böyle bir galyana gelişini hatırlamak gerçekten üzücü..
Neyse sizi yazıyla baş başa bırakıyım..
—-
18 yıl önce Sivas’ta yaşanan katliam, bu topraklarda benzerlerini daha önce de gördüğümüz örgütlü bir kıyım. Devletin, katliamı ‘normalleştiren’ açıklamaları mahkeme sürecine de yön verdi, sanıklar korunup kollandı. Basının, ‘ilerici’, ‘demokrat’ yazarları da boş durmadı, katliamı ‘kabul edilebilir’ bir hale getirmeye çalıştı

Sivasta güllerim yandı yürek dayanmaz
Sivas-Banaz’da yapılan Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 1993′teki 4. yılında adresi Sivas olarak değiştirilir; 12 Eylül sonrasında faşistler her türlü etkinliği rahatça yaparken diğer tarafta yaprak kımıldamayan Sivas’ta var olan havanın dağıtılması amaçlanır.
1 Temmuz’da başlayan etkinlikler, ertesi gün Buruciye Medresesi’nde evam ederken bazı camilerin önünde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde yayılır. Saldırının ilk kıvılcımları öğle saatlerinde İHA muhabirinin Nesin’le yaptığı söyleşi ile kendisini hissettirmeye başlar. Müslüman camianın Nesin’in kendisini dinsiz olarak ifade etmesinden rahatsız olduğunu söyleyen muhabire karşılık Nesin’in “Ben onlardan rahatsız değilim, onlar da benden rahatsız olmasın” şeklinde cevapladığı söyleşi gergin bir havada devam eder. Hatta röportaj, dışarıdan birinin “Niye saldırıyorsun, niye bu insanların fikirlerine saygı duymuyorsun” diyerek müdahil olmasıyla noktalanır. Diğer tarafta da medrese yakınında namaz için toplanan cemaat, Can Şenliği oyuncularının davullu oyun çağrısını ezan sesini bastırmaya çalışmak olarak yorumlar ve oyuncular polislerce “Davul tokmak vurulmayacak, bu ortama sebebiyet vermeyin” şeklinde uyarılır. Cuma namazının ardından da sokaklar dolmaya başlar. Ancak saldırı aynı gün, kendiliğinden başlayan bir olay değildir. Katliamdan önce “Müslümanlar” imzasıyla dağıtılan bildirilerde Aziz Nesin’in Kuran’a, “peygamberin aile hayatı”na dil uzattığı yazılır ve ‘Salman Rüşdi’nin yerli uşağı’ olarak tanımlanır. Sivas’a gelmesi, “kentte Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir” şeklinde tarif edilir. Müslümanlardan istenen ise ‘dinlerinin gereklerini yerine getirmeleri’dir.
Bildiriler dağıtılırken yerel basın da boş durmaz, Nesin’in konuşmaları ve etkinlikler kışkırtıcı bir dille çarpıtılarak verilir. Hakikat gazetesi, 1 Temmuz’da Nesin’in dinsizlik propagandası yaptığını yazar, 2 Temmuz’da ise Nesin’e atfen “Bin yıl önce yazılan Kuran’ın nesine inanayım” sözlerini manşete taşıyarak “Müslüman mahallesinde salyangoz sattılar” başlığıyla çıkar. Hürdoğan gazetesi ise, Ozanlar Heykeli’nin gizlice dikildiğini iddia ederek “Halkın tepkisi ne olacak” diye sorar. 2 Temmuz’daki haberi ise “Sivas’ta ne yapılmak isteniyor” şeklindedir.
2 Temmuz günü namazdan sonra camiden çıkanlar sokaklarda birleşmeye başlar. Zaten çevre illerden de insanlar Sivas’a taşınarak belediyenin ve vakıfların yurtlarına yerleştirilmiştir. Yürüyüşüyle başlayan olaylar, Hükümet Konağı’nın taşlanması, Kitap Fuarı’nın yerle bir edilmesi ve Ozanlar Heykeli’nin tahrip edilmesiyle büyür. Kente gelenlerin kaldığı Madımak Oteli’nin önüne geldiklerinde sayıları on bini geçmektedir. Otel önünde bir gün önce kaldırım çalışması yapılacağı gerekçesi ile dökülen taşları otele atmaya başlarlar. Valinin isteği üzerine RP’li belediye başkanı Temel Karamollaoğlu ve BBP ilçe başkanı otel önünde kalabalığa hitap eder ancak bu konuşmalar yatıştırıcı değil ateşleyici olur. Şenliklerin iptal edildiği, heykelin yerinden kaldırıldığı, kente gelenlerin kentten çıkarılacağı duyurularak “Gazanız mübarek olsun” sözleri ile konuşmalar bitirilir. Meydandan kaldırılan heykel sürüklenerek buraya getirilir ve taşlanarak parçalanır.

RP Belediye Meclis üyesi Cafer Erçakmak merdivenlerden inen Aziz Nesin’i halka hedef gösteriyor

Polisin yetersiz kaldığı gösteride takviye olarak gelen 30-40 asker ise otel meydanına geldiğinde cılız kaldığını anlayarak çekilirken “En büyük asker bizim asker sloganı” ile uğurlanır. Otel önündeki arabalar “Cehennem ateşi işte, Müslüman Türkiye” sloganı ile ateşe verilir, bidonlarla benzin taşınarak otelin içine atılır, zaten pek de gönüllü olmayan itfaiye araçlarının girişine izin verilmez, hortumlar kesilir, arabaların lastiklerinin havası boşaltılır. Otele sığınan yüzlerce kişi için elektriklerin de kesilmesiyle 8 saatlik bir bekleyiş başlar. Binadan çıkabilenler karşıda bulunan BBP binasına sığınmaya çalışırken saatler öncesinden başlayan olayları önlemek için bir şey yapılmamasının sonucu, içeride 35 insan yangından ölür. Hedef haline gelmiş Aziz Nesin, itfaiye merdiveni ile kurtarılırken kendisini tanıyan RP’li belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak, onu kalabalığa doğru çeker, Nesin buradaki linç girişiminden polis yardımıyla kurtarılarak hastaneye götürülür. Buradan tekrar vilayetin kapısına dayanan ve taşlamaya başlayan kalabalığı askerler havaya ateş açarak dağıtır. Gece sokağa çıkma yasağı ilan edilir.
‘Çok şükür halk kurtuldu’
Katliamın ardından devlet katından gelen açıklamalar, bir otelin kuşatılarak onlarca insanın öldürüldüğü bu dehşeti, “tahrike kapılan halkın fevri, ani hareketi” gibi göstermek yönündedir. Bu devlet tavrı, olayla ilgili soruşturmanın ve davanın seyrini de belirler.
Cumhurbaşkanı Demirel, otel kuşatması devam ederken “Gerekli önlem alındı. Fevkalede hassas bir konu. Devlet güçleriyle halk karşı karşıya getirilmemelidir. Ona gayret ediliyor” diyerek saldırganları “halk” kavramıyla kategorize eden iktidar dilini kullanır.
Başbakan Tansu Çiller, Meclis’te yaptığı ilk açıklamada, “Teşhislerimiz var, çözümlerimiz var. Yakalanan bir sanık var. Otelin sahibi ve ortaklarından biridir. Kendisinin başka nedenler için de oteli yakma durumunda olduğu anlaşılmıştır” der. Olaydan bihaber Çiller’in, sigorta tezgahı nedeniyle çıkarılmış olabileceği bilgisini verdiği yangın, Van’daki bir otel yangınıdır. O sırada önüne konan bir notu okumaktadır sadece. 3 Temmuz günü yaptığı açıklama ise ilkinin vahametini değiştirmez: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!.. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır ve ölenler de çıkan yangından boğularak ölmüşlerdir. Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi.”
Aziz Nesin otelden İstanbul’a, kendisine ulaştığı halde, durumun ciddiyetini kavrayıp ona uygun davranmayan Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, güvenlik güçlerinin olayları kontrol edebilmek için bütün gayretlerini gösterdiklerini iddia eder. Oteldekiler arasında olan partisinin eski milletvekilli Arif Sağ’ın milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı arayarak saldırının korkunçluğunu anlatması, önlem alınmasını istemesi yeterli olmaz. Söylediği gibi, olaylara geç müdahale edilmesinde onun da sorumluluğu vardır ancak bu sorumluluğun bedelini ödeyen olmaz.
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu “Aziz Nesin’in inançlarına karşı tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” diyerek Nesin hakkında da soruşturma açılabileceğini söyler, nitekim soruşturma açılır da, Nesin beraat eder.
Gün boyu Ankara’ya bilgi gittiği halde hakiki bir önlem alınmaz 30-40 kişilik takviye kuvvetler gelir ve oteldeki insanlar elbirliğiyle öldürülür.
Katliamın örgütlü cephesi
Katliama ilişkin yapılan açıklamalar kendiliğinden gelişen halk tepkisi şeklinde olsa da katliamı çok açık sahiplenenler vardı. Büyük Doğu-İBDA hareketi, “Sivas’taki şanlı isyancı kıyam” olarak değerlendirdiği katliamın kendi önderliğinde gerçekleştirildiğini açıkça ifade etmekteydi. “Taraf olmayan bertaraf olur” sloganıyla çıkan İBDA-C’nin yayın organı Taraf dergisinde, “Sivas Taarruzu Üzerine”, “Şanlı Sivas Kıyımı” başlıklı yazılarda katliam açıkça sahiplenilmişti. Dergide “klasik ‘tahrik’, ‘galeyan’ edebiyatıdır bu” denilerek bütün “provokasyon” açıklamaları tekzip edilmekte, “asker ve polisin kabaran halk öfkesinin önüne geçmemekle akıllılık ettiği” yazılmaktaydı. Sanıklardan “kardeşlerimiz”, “gönüldaşlarımız” diye bahsediliyor, isimleri cezaevlerindeki İBDA-C tutsakları olarak sunuluyordu.
Tek başlarına değillerdi elbette. “Cephe” olarak tanımladıkları birlikteliğin içinde MTTB, MSP’nin gençlik örgütü Akıncılar Derneği içinden gelen Hizbullah, 1977 seçimlerinde MSP milletvekili adayı olan ve 1978’de hakkında soruşturma açılınca Erbakan’ın emri ile Almanya’ya giden Cemalettin Kaplan’ın Kara Ses olarak bilinen örgütün üyeleri, Fethullahçılar, Nurcular, Süleymancılar da vardı. Sanıklardan 23’ü RP, 7’si BBP, 4’ü MHP üyesi olduğunu söylemişti.
Sanık avukatları iktidar kadrosunda
Bu açık örgütlülüğe rağmen katliam soruşturması, “Aziz Nesin’in tahrikleri” ekseninde yürütülür. Zaten devlet erkanının açıklamaları soruşturmayı da etkilemiştir. Yargı sürecinde dava dosyası, mahkemeler arasında dolaşır, Ankara DGM Savcılarının sunduğu iddianamede şenliğin il merkezinde yapılması, cuma gününe rastlaması, Aziz Nesin’in davet edilmesi şüpheli bulunur. İddianamede şenliğe katılanların örgüt bağlantılı olduğu ve olaylardan bir gün önce sokaklarda yürüyüş yaptıkları iddia edilir. Oysa valilik ve Emniyet Müdürlüğünün raporlarında böyle bir yürüyüş olmadığı belirtilmiştir.
DGM Başsavcısı, Aksoy, Mumcu, Üçok dahil olmak üzere birçok cinayeti aydınlatamadığı, “görevini tarafsızlık içinde yerine getirmediği”, “keyfi davranarak yetkilerini aştığı” iddiasıyla hakkında sayısız şikayet dilekçesi bulunan Nusret Demiral’dır. Ankara 1 No’lu DGM’de 21 Ekim 1993′te 79’u tutuklu toplam 124 sanıklı başlanan dava defalarca bozulduktan sonra 2001 Temmuz’unda kesinleşir, 31 idam kararı çıkar. Duruşmalar boyunca ölenlerin yakınları ve avukatları hakaretlere, saldırılara maruz kalır. 1996-1997 yıllarında Maliye Bakanı olan Abdüllatif Şener, Sivas cezaevini ziyaret edip sanıklarla görüşür. Ziyaretin ardından çıkan olayda olayın hükümlüleri cezaevi ikinci müdürü ile bir gardiyanı döver. Geçtiğimiz günlerde ise ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davada, hakkında yokluğunda tutuklama kararı bulunan ancak bugüne kadar yakalanamayan sanık Cafer Erçakmak ile ilgili dosyanın ayrılarak başka bir esasta görülmesi, diğer 6 sanık hakkındaki davanın ise zaman aşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi talep edildi.
Katliamcılara kadro hazır
Katliamın ardından geçen sürenin son 8 yılı AKP iktidarında geçti ancak ilk kez geçen yıl 2 Temmuz’da Devlet Bakanı Faruk Çelik’in Madımak Oteli’nin önünde basın açıklaması yapması ile iktidar anma törenine geldi. Çelik, “sinsi odakların, o gün karanlık planlarını gerçekleştirmek istediği”nden söz etti ancak o sinsi odakları savunan avukatlardan Hayati Yazıcı devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerindeydi. Davanın diğer avukatlarından 5’i milletvekili, 2’si belediye başkanı olmuştu. Diğerleri de parti kadrolarında yer buldular. Katliam sanığı İhsan Çakmak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 2004 yılında işe başlamış, 2007’de yakalanıncaya kadar çalışmıştı.
Basının hassas vatandaş kriteri
Sivas katliamı, olayın nedeni, niteliği ya da saldırganlara ilişkin medyada yapılan açıklamalarla da ayrı bir önem taşıyor; katliamı Aziz Nesin’in “tahriklerine” bağlayarak açıklayan basın, katliamı “anlaşılır” kılmak için elinden gelen bütün çabayı gösterir. Düşünce ve ifade özgürlüğü sınırının nerede çizileceği, kimin neyi ne kadar yapmaya hakkı olduğu ve buna kimin karar vereceği konusunda “dini hassasiyetler” ve “hassas vatandaş” kriterleri her zamanki gibi belirleyicidir. İşin ilginci bugünün ileri demokratları, özgürlükçüleri, laikleri o dönem “ama”lı açıklamalarla yorum yaparlar. Tabii bir de dün neyse bugün de o olanlar, tehditlerini devam ettirenler de var, yine de katliama karşı alınan tavır bir nevi turnusol.
“Aziz Nesin’in konuşmalarının inanç sahiplerini rencide edici olduğu yadsınamaz. Bu tür konuşmaların laik düzeni güçlendirmek yerine zayıflatacağı kanısındayız. Laiklikten yana olan kişilerin bu tür konuşmalara tevessül etmemeleri ve bu tür toplantılarda benzeri konuşmalarla inançlar arasında gerginlik yaratmamaları herhalde doğru bir davranıştır..” (Ali Sirmen, Milliyet, 04.07.1993)
“Nasırı acımadığı zaman Allah’ın adını ağızlarına almayanlar, sırf entelektüel gösteri yapmak uğruna bir dinbilimci kesilip saçma sapan ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan gevezelikleri laiklik adına seslendiriyor.”
(Mehmet Barlas, Sabah, 15.07.1993)
“Aziz Nesin son zamanlarda, Türk milleti aptaldır… ‘Ben dinsizim, Allahsızım’ gibi laflar etti. Şu hoşgörüsüz ortamda bunları söylemesi bence yanlıştı.”
(Emin Çölaşan, Hürriyet, 04.07.1993)
“İnançlara dil uzatan ve bu ülkede kan dökülmesinin provokasyonunu yapan gazete ve başyazarı Aziz Nesin’in benzer olaylara çanak tutmasına seyirci mi kalınacak, yoksa bu konuda yeni yasal düzenlemeler düşünülecek mi?”
(Cengiz Çandar, Sabah, 04.07.1993)
Sivas katliamı bir süre önce “gizli tanıklarla” Ergenekon Davası’na bağlanmaya çalışılmış, Aksiyon dergisinde de kapak konusu olarak ele alınmıştı, olaylarda “derin Aleviler” ve PKK parmağı olduğu söylenmişti. Benzer söylem, o dönem olayı hemen hemen aynı tarihlere denk gelen Erzincan Başbağlar’daki baskınla o dönemde de ilişkilendirildi:
“Sivas’ta da yine arkadan arkaya “PKK tahriki” bulunuyor. Sivas’ta açıkça “PKK ve aşırı milliyetçiler desteğinde şeriat ayaklanıyor” PKK terörü malum buna şeriat ya da Kürt-Türk çatışması eklenmek isteniyor.” (Yalçın Doğan, Milliyet, 07.07.1993)
Ahmet Altan ise, saldırganlarla ölenlerin yakınlarını mahkemede hukuk önünde eşitleyen, sanıkları birilerinin kullandığını söyleyerek kurbanlaştırıyordu:
“Sanıkları savunan dini inançları ağır basan avukatların da ölenlerin yakınları adına davaya giren müdahil avukatların da aynı şekilde ülkenin hukukuna adaletin işleyişine inanmadıklarını kuşkular beslediklerini görüyorsunuz. Gerek inançları gerekse mahkemedeki konumları birbirinin tam zıddı olan iki grup insan aynı kuşkuda ve güvensizlikte buluşuyorlar.
Ölenler kadar öldüren fanatik saldırganların da aslında büyük bir oyunun kurbanı olduğunu herkes biraz seziyor.” (Ahmet Altan, 27.12.94, Milliyet)
Bir başka eşitleme ise Murat Belge’den, Belge, “herkesin adaletini kendisinin sağlamaya çalışmasını” eleştiriyor:
“Sivas olayı tek değil. Orada mümin vatandaşlarımız, mukaddesata dil uzatanları cezalandırmaya girişti. Ama Boyabat’ta da halkımız ırza saldıranları kendisi cezalandırıyor. Polis yargısız infaz yoluyla vatan hainlerini kendisi cezalandırıyor…” (11.07.1993, Nokta Dergisi)

Bir Cevap Yazın