İnsanın kendisini anlatması gerçekten zormuş. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Şimdilik birşeyler karalayacağım, zaman içerisinde düzene gireceğini düşünüyorum.

Nerelisin deyince verdiğim cevap “Çırmıhtı” oluyor. Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine orada yaşayanların verdiği isim. Daha doğrusu devletin vermiş olduğu Yeşilyurt ismi kağıt üzerinde geçerli sadece. Öğretmen olan babamın görevi sebebiyle Sivas’ta doğmuşum, bir süre de Kağızman’da (Kars) kalmışız. Ben 5-6 yaşlarındayken memleketimiz Çırmıhtı’ya geldik. Orada büyüdüm. Çok güzel bir çocukluğum oldu, şimdiki çocukları görünce gerçekten üzülüyorum, içim burkuluyor. İlkokulu Gazi İlkokulunda bitirdim. Sevgili öğretmenimiz, annemiz, Sayın Aysel Özavcı’ya bu vesileyle tekrar saygı ve teşekkürlerimi iletiyorum. Bugünlere gelmemde onun payı büyüktür. Onu ve çok sevdiğim oğlu Alper Özavcı’yı çok aradım ama bulamadım. Bu sayfayı yapma sebeplerimden birisi de buydu. Umarım Aysel annemizin sağlığı yerindedir. Ortaokulu Yeşilyurt Lisesi’nde okudum. Bütün arkadaşlarımı çok özledim, umarım hepsi mutlu birer aile kurmuşlardır. Okuduğum lise ise, son sınıftayken adının değiştirilmesini halen hazmedemediğim, Malatya Turan Emeksiz Lisesi. Dokuz Eylül Üniversitesini kazanmam sebebiyle 1991 yılında İzmir’e geldim ve o gün bugündür buralardayım.

Beni tabi ki en iyi, dostlarım tanımlayabilir. Ama kendimce anlatmaya çalışırsam: Hayata pozitif bakmaya çalışan, ama bunu pek beceremeyen, neşeli ama sinirli, yüksek sesle ve çok konuşan, insanları seven ve kızan, amatör olarak fotoğrafçılıkla uğraşan, Ruhi Su, Erkan Oğur ve halk müziği aşığı, aynı zamanda dans etmeyi çok seven, arada Rock barlara takılan, zaman yokluğunu bahane edip az kitap okuyan, Nazım Hikmet Ran, Ahmet Arif ve Orhan Veli Kanık en çok sevdiği şairler olan, kesinlikle paylaşımcı bir insanım. İçimdeki çocuğu öldürmemeye gayret ediyorum.

Hayatı çok seviyorum, hayatın küçük anlardan oluştuğunu ve o anları güzel yaşamamız gerektiğini düşünüyorum. Bazen elimizde olmasa da hayata çok büyük anlamlar yüklediğimizi ve o anları kaçırdığımızı, bugünü pek yaşayamadığımızı düşünüyorum.

Depremlerin-sellerin insanları öldürmediği, gelir dağılımının adilane olduğu, çalışanların hakkını aldığı, çalışmadan köşeyi dönme zihniyetinin itibar görmediği, cinselliğin sömürülmediği, dünyanın en pahalı akaryakıtının kullanılmadığı, politikacıların rüşvet yemediği, milletvekillerinin meclise girme amaçlarının gerçekten “millete vekillik” olduğu, Bakanların, yiyen-götüren-çalan-çırpan veya sadece “bakan” değil de, aynı zamanda “gören” ve yapan, çözüm üreten olduğu, dinin siyasete alet edilmediği, kamu mallarının “özelleştirme” adı altında yağmalanıp peşkeş çekilmediği, parti kadrolarına leş yiyicilerin üşüşmediği, insanların dil-din-ırk veya milletlerinden dolayı aşağılanmaya veya ayrıma tabi olmadığı, “siyasi suçlu” teriminin olmadığı, bizi yönetenlerin Amerika’dan icazet almadığı, müzik, spor, sanat, bilim ve edebiyatta başarılı olan ve bu değerlerini korumak için örgütlü bir demokrasiye sahip “Bağımsız Türkiye’de” yaşamak dileğiyle.

Bağımsız, antiemperyalist, doğal kaynakları ve stratejik kurumları halka ait bir Türkiye için mücadele etmeliyiz

Milletvekili dokunulmazlığı, hırsızlığın ve üçkağıtçılığın kılıfı olmuştur: Kaldırılsın, hemen şimdi!

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdenize bir kısrak başı gibi
uzanan bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde,
dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim…
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE,
bu hasret bizim…
 

Nazım Hikmet Ran

Oynamayı Hiç Sevmeyiz, ne ben ne de Zehra Germen

 
Çok güzel eğlendik gerçekten hepinize teşekkürler